17 Eylül 2014 Çarşamba

Dean Koontz'un Frankenstein Üçlemesi


Ben Koontz’u seviyorum.

Neredeyse Stephen King kadar belki de ondan geniş bir  yer kaplıyor kütüphanemde.

Koontz’un bu üçlemesini sevdim ve tembel bir okuyuşla üç haftada bitirdim.

Üçlemeyi sevdim. 
Çünkü Frankenstein kültünü oldukça modern yorumlamış.

“Kalbin Karanlık Irmakları’nda” geliştirdiği ideolojik bakışı burada da sürdürmüş. Koontz özgürlükçü  bir insan. O yüzden de  üçlemenin her cildinde  çok ciddi bir otoriterizm/totaliterizm karşıtlığı buluyorsunuz.

Bana, Koontz bu üçlemeyi bir korku öyküsü değil de bir siyaset bilimi kitabı  yazmak isteyerek ortaya çıkarmış gibi geldi. Birde küçümsenen Amerikan çok satanlarının hiç de işi boş şeyler olmadığını, özgürlük idealinin Amerikan toplumunun her kesiminde değerli olduğunu anlatan  son derece ciddi bir yazar.

Toplumsal cinneti, diktatörlerin psikolojisi ile o kadar güzel ilişkilendirmiş ki bu derinlik kitabı tekrar tekrar okuma isteği uyandırıyor.

Diğer kitaplarındaki kadar yoğun olmasa da bu üçlemede de sanat tarihine değiniyor. Meraklı okurlar için enfes ipuçları veriyor. Anladığım kadarıyla bir Art Deco hayranı ki nedense son zamanlarda benim de hoşuma giden bir akım bu. Sanat tarihine, mimariye ilgisi olanlar, Koontz’tan çok şey öğrenebilir, ipucu edinebilir.

Belki de günde on saat yazmanın getirdiği zihni disiplinin ve düzen tutkusunun bir sonucudur bu?

Tarzını taklit etmek bir yana Koontz’un ciddi  genç yazarlar için, çalışma disiplini, engin kültürü ile iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum.


16 Eylül 2014 Salı

Komik Bir Hikâye Acı Bir Son


Ned Vizzini'ye Kısa Bir Mektup


Ned  Vizzini diye bir yazar varmış.
22 Aralık 2013’te intihar etmiş.

“Komik Bir Hikâye” adlı ( İt’s Kind Of A Funny  Story) otobiyografik  romanından uyarlanmış filmi seyrettim. Ümitli bir filmdi.
Kitapları Türkçe’ye çevrilmemiş. Galiba zaten iki kitabı varmış, diğeri de “Be More Child” .
Filmdeki çocuk, psikyatrla  bir seansında, ekonomik krizin, savaşın ve diğer her şeyin bir anda , sanki bir günde başladığını söylüyor.

İyi de bu ne anlama geliyor?
Benim anladığım şu: Bisikletiyle New York’ta fink atıp çocukluğunun son demlerini  yaşayan bir ergen, bir anda hayatın farkına varıyor.

Onunki bir iyileşme çabası. Ve kendisiyle birlikte iyileştirme çabası.
Bu yazıyı yazarken Markus  Shulz dinliyorum “Perception”.
Diğer insanları dinleyerek yalnız olmadığını anlayan bir ergenin hikâyesiydi.
Çocuklarımıza öğretmemiz gerekenleri anlatan bir filmdi. Keir Gilchrist yaşına rağmen mükemmel oynuyor.

Zach Galifianakis “Hang Out” serisiyle daha çok bilinen bir oyuncu ve o da filme inanılmaz bir entelelktüel derinlik katıyor.

Ned Vizzini “gelecek vaad eden yazarlardan” sayılmış Amerika’da. Bence o zaten çoktan başka bir Sallinger olmuş.

Belki de hemen  bir kitabını almam lâzım. İngilizce’sini düşe kalka okuyarak başlayabilirim.

Sevgili Ned,
Seninle ayrı ülkelerin, ayrı ulusların insanlarıyız. Aramızdaki ortak nokta ikimizinde kanına mürekkep karışmış olması.
İntihar berbat bir  şey ama … Gene de Tanrı’nın sana, sırf yaptığın güzel şeyler için iyi bakmasını dilerim.

Meslektaşın ben…