Newyork Üçlemesi yeni bir tür Dickens öyküsü gibi.
Şöyle ki bence Auster, kitabında Newyork
için Dickensvari bir sevgi ve
özen gösteriyor. Londra ve Dickens için söylenenlerin Auster için de söylenebileceğini düşünüyorsunuz: “ Bir gün Newyork yıkılsa; onu Auster okuyarak
sokak sokak tekrar inşaa edebilirsiniz…”
Bütün kitaplarında olduğu gibi
bunda da son derece yalın bir anlatım
kullanıyor.
Auster bir atmosfer ustası. Basit
bir başlangıçtan yola çıkarak yürüdüğü yollarda izlenimlerin, duyguların kozasını örüyor ve okuru da bu kozanın içine
alıveriyor. O kozanın içinde yumuşak bir ışıkta hayatın en acı olayları bile
kabul edilebilir bir hale geliyor.
Tahta döşemeli, tuğla yapılı
evlerin içinde size rutubet kokusunu, sönük yanan ampulleri, onlardan daha
sönük hayalleri yaşatıyor. Bunu yaparken
olanca dürüstlüğüyle yazıyor ve bu doğrudanlık edebî bir anlatımın nasıl olması
gerektiğini bize öğretiyor.
Auster insanı abartmıyor ve
yargılamıyor. Onu iyilik ve kötülük potansiyelleriyle olduğu gibi
değerlendiriyor. Yalın anlatım esas burada iş görüyor. İnsanların iyi ve kötü
yanlarının yargılanması işini her biri bir diğeri kadar kusurlu ev eksik
oldukları belli karakterlerin kendilerine bırakıyor. Onların yanılmalarından korkmuyor.
Bu noktada yazar ve metin
arasındaki ilişkiye geliyoruz. Yazar metin üzerinde mutlak hâkim olan bir yaratıcı mıdır?
Auster bu soruya “evet” demeden
önce epey bir düşünüyor. İç içe geçmiş
hikâyeleriyle metin ve yazar arasındaki otorite çizgisinin göründüğü kadar
net olmadığını gösteriyor. Paradoksal olarak okur, bunu yapanın en nihayetinde
yazarın kendisi olduğunu bilmesine rağmen gene de hikâyeyi kimin yazdığına dair
kesinlik duygusu, ilerledikçe zayıflıyor.
Hikâye içinde gelişen hikâyede
yazarın kendisi, “Cam Kent’te” hikâyenin sıradan ve etkisiz bir
figürü haline geliveriyor.
“Newyork üçlemesi” kurgu ve anlatım konularında, tam bir
edebiyat felsefesi dersi. Diğer bütün kitapları gibi o da kafanızda kendi posta
pulunun sepya fotoğrafını bırakıyor; başka dünyalardan gelen sevgi ve anlayış dolu bir mektup gibi….

Uzun süre olmuş New York Üçlemesi ni okuyalı. Sayenizde okurken hissettiklerimin bir çoğunu yeniden hatırladım. Kaleminize sağlık.
YanıtlaSilTekrar hoş geldiniz efe'm. Safalar getirdiniz fakirhaneye. ben anladım Austerla sayın başbakanımız arasındaki doku uyuşmazlığını. Kendimi fahri Newyorklu ilan ediyorum! :) Her zaman beklerim, sağlıcakla. Saygılar.
YanıtlaSil