20 Şubat 2014 Perşembe

Newyork Üçlemesi

Paul Auster’ın “Newyork Üçlemesi’ni” yeni bitirdim.

Newyork  Üçlemesi yeni bir tür Dickens öyküsü gibi. Şöyle ki bence Auster, kitabında   Newyork  için  Dickensvari bir sevgi ve özen gösteriyor. Londra ve Dickens için söylenenlerin Auster için de  söylenebileceğini düşünüyorsunuz: “ Bir gün Newyork yıkılsa; onu Auster okuyarak sokak sokak tekrar inşaa edebilirsiniz…

Bütün kitaplarında olduğu gibi bunda  da son derece yalın bir anlatım kullanıyor.

Auster bir atmosfer ustası. Basit bir başlangıçtan yola çıkarak yürüdüğü yollarda izlenimlerin, duyguların  kozasını örüyor ve okuru da bu kozanın içine alıveriyor. O kozanın içinde yumuşak bir ışıkta hayatın en acı olayları bile kabul edilebilir  bir hale geliyor.

Tahta döşemeli, tuğla yapılı evlerin içinde size rutubet kokusunu, sönük yanan ampulleri, onlardan daha sönük hayalleri  yaşatıyor. Bunu yaparken olanca dürüstlüğüyle yazıyor ve bu doğrudanlık edebî bir anlatımın nasıl olması gerektiğini bize öğretiyor.

Auster insanı abartmıyor ve yargılamıyor. Onu iyilik ve kötülük potansiyelleriyle olduğu gibi değerlendiriyor. Yalın anlatım esas burada iş görüyor. İnsanların iyi ve kötü yanlarının yargılanması işini her biri bir diğeri kadar kusurlu ev eksik oldukları belli karakterlerin kendilerine bırakıyor. Onların yanılmalarından korkmuyor.

Bu noktada yazar ve metin arasındaki ilişkiye geliyoruz. Yazar metin üzerinde mutlak hâkim olan bir  yaratıcı mıdır?

Auster bu soruya “evet” demeden önce epey bir düşünüyor. İç içe geçmiş  hikâyeleriyle metin ve yazar arasındaki otorite çizgisinin göründüğü kadar net olmadığını gösteriyor. Paradoksal olarak okur, bunu yapanın en nihayetinde yazarın kendisi olduğunu bilmesine rağmen gene de hikâyeyi kimin yazdığına dair kesinlik duygusu, ilerledikçe zayıflıyor.

Hikâye içinde gelişen hikâyede yazarın kendisi,  “Cam   Kent’te” hikâyenin sıradan ve etkisiz bir figürü haline geliveriyor.

“Newyork üçlemesi”  kurgu ve anlatım konularında, tam bir edebiyat felsefesi dersi. Diğer bütün kitapları gibi o da kafanızda kendi posta pulunun sepya fotoğrafını bırakıyor; başka dünyalardan gelen  sevgi ve anlayış dolu bir mektup gibi….



2 yorum:

  1. Uzun süre olmuş New York Üçlemesi ni okuyalı. Sayenizde okurken hissettiklerimin bir çoğunu yeniden hatırladım. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Tekrar hoş geldiniz efe'm. Safalar getirdiniz fakirhaneye. ben anladım Austerla sayın başbakanımız arasındaki doku uyuşmazlığını. Kendimi fahri Newyorklu ilan ediyorum! :) Her zaman beklerim, sağlıcakla. Saygılar.

    YanıtlaSil