Kitapla ilgili yazmama sebep olan
şey “İçimdeki yabancı” adlı filmin müziği. Bir anda o müziğin kafamda yarattığı
atmosferde “Bir İntihar Efsanesi” canlanıverdi.
Belki bir müzik eşliğinde
okumalıydım kitabı? Bilmiyorum…
Müzikle neden okunmalıydı?
Çünkü çorak bir dünyası vardı.
Alabildiğine çorak. Bir insanın ruhu çatlar mı ayazdan? Bir insan ne kadar
yalnız kalabilir?
Ve bir insan kendini yalnız sanırken yanındakileri ne kadar yalnız
bırakabilir?
“Bir İntihar Efsanesi” aklımda
çamlar ve soğuk göl kokusu içinde bir
çetin yalnızlık şiiri gibi gelmişti.
Auster’da belli bir şiirsel belki
de müzikal gerilime ve ritme ulaşan çağdaş Amerikan edebiyatının aslında biraz
tatsız bir örneği “Bir İntihar Efsanesi”.
Nihilizm, ne olabilir? Nihilizm hümanizmin amacı mıdır? Bundan
felsefi bir ahlâk mı çıkarmamız icap eder? Aslında bu kaygıları taşıyormuş
izlenimi veriyor “Bir İntihar Efsanesi”.
Veya bir insanın zaaflarını
vahşice deşmek edebiyata ne kazandırır? Yazarlıktan geçinen bir insanın bunu
umursamamasını da bir yere kadar anlamak belki düşünülebilir ama insanın
karnını yarıp bağırsaklarını ortaya dökünce gerçekte ne kazanmış oluruz?
Tamam… Kuzeyin göller bölgesinin
şişkin egolu Amerikan atmosferinde, ucu ancak lavabo giderine ulaşan bir
şehirli şımarıklığı yumağının, en
nihayetinde ancak bir intiharın dehşetine ulaşıp biletlerimizi yakmasına şahit
oluyoruz.
Tamam… Genç yazar insan
zaaflarının cehennemî son durağına kadar bize şoförlük ediyor ve yol boyunca otobüsümüzde kan ve kusmuk
kokusuyla “gerçekçiliğin” o kibirli edebiyatında korku ile bezeli bir “hayranlık”
duyuyoruz ama işte ancak o kadar. Baba oğlun gölde intiharla neticelenen ve
adını atırlamaya üşendiğim hikâye dışında kafamda en ufak bir renk bırakmadı “Bir
İntihar Efsanesi” .
“Safe And Sound” da olmasaydı
doğrusu içimden onunla ilgili bir şey de yazmak gelmiyordu.
Ödüllü bir kitap ama edebî mi?
İşte orası epey tartışmalı bana göre…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder