Herhalde ““Anahtar’ı” tek
kelimeyle anlat!” deseler, ancak bu kelimeyi kullanabilirdim.
Bir yandan bilincime yepyeni bir
pencere açıp bilincimi alabildiğine ışıkla dolduran diğer yandan sadeliği ve
dürüstlüğü ile beni şaşırtan Tanizaki başka
bir kelimeyle anlatılabilir mi bilmiyorum.
“Anahtar” baştan aşağı, ibret
verici bir anlatım dersidir. Buradaki ibret ilk bakıştaki ahlâkî anlamın
ötesinde…Buradaki ibret öyküyü
kahramanlara anlattırırken gösterilen büyük ustalıkta saklı. Öyle ki yazarı
kitabın içinde kaybediyoruz. Ve bu… Öykünün kurmacalıktan çıkıp her şeyiyle gözümüzün önünde, ete kemiğe
bürünmesini sağlıyor.
Evet… Cuniçiro Tanizaki’nin “Anahtar’ı” de
hşet kelimesini bambaşka bir
bağlamda düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
İçinde korkunun tiksindirici,
ürkütücü öğeleri olmaksızın insanın kahramanların ağzından insanın içindeki karanlığa doğru korunmasız ve riyasız bakışıyla baş veren duygunun adı, “dehşet”.
Çünkü hiçbir yapmacıklık
taşımıyor…
Görünenler, niyetler ve
sonuçların ne kadar karmaşık bir örgüyle birbirine girebileceğini gösteriyor. Üstelik bunu
yaparken çelik mavisi bir yalınlıkta
yazıyor. Ve belki bu yüzden öyküyü boynunuza iniverecek bir katana gibi
hissediyorsunuz…
Bir eleştiri herkes için ve her
zaman geçerli olacak objektif bir değerlendirme olabilir mi, bilmiyorum. Ama… Elimden bırakamadım ve büyük zevk aldım.
Kesinlikle bir yazarlık dersi.
Öbür yandan… İnsanları
kaldırımların üstünde organik gölgeler haline getiren bir nükleer patlamaya
tanık olurken o patlamada insan vahşetini en çıplak haliyle gören birinin
yaşadığı duyguyu tattım ki işte o duygunun adıydı “dehşet”! Diğer kitaplarını
okumaya gücüm yeter mi hiç bilmiyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder